5

Paketli tehlike: Aşırı işlenmiş gıdalar

Çocuklukta yaygın olan obezitenin önlenmesi için aileye önemli görevler düştüğünü belirten Diyetisyen Emel, sağlıksız beslenmeye alıştıran ailelerin hatalı olduğunun altını çizdi. İşlenmiş gıdaların vücut sağlığı ve psikoloji üzerinde ciddi sorunlar yarattığına işaret eden Emel, tahıl, kuru baklagil, taze meyve, sebze ve süt ürünlerinin tercih edilmesini önerip diyetin, mutlaka diyetisyen eşliğinde yapılması gerektiğini vurguladı.

Berfin Karaman / İstanbul

Bilim insanları, 36 farklı ülkeden 281 çalışmayı analiz etti. Yapılan araştırmalara göre, dondurma, hazır içecek ve yemekler gibi ultra işlenmiş gıdaları; artan kanser, aşırı kilo ve kalp hastalığı riski de dahil olmak üzere bir dizi sağlık sorunuyla ilişkilendirdi. Yetişkinlerin yüzde 14 ve çocukların yüzde 12’sinin ultra işlenmiş gıdalara bağımlı olduğu bulundu.

Peki, aşırı işlenmiş gıdalar, çocuklarda fiziksel ve ruhsal nelere yol açıyor? Çocukları bu tür gıdalardan uzak tutmak için ebeveynlerin nasıl yollar izlemesi gerekiyor? Bu soruların yanıtını bulmak için Uzman Diyetisyen Nurcan Emel ile konuştuk.     

Aşırı işlenmiş gıdalar bağımlılık yapıyor

Uzman Diyetisyen Emel, aşırı işlenmiş gıdaların sigara ve alkol gibi zararlı maddeler kadar bağımlılık etkisi yaptığını, bu yiyeceklerin içinde yüksek derecede karbonhidrat, şeker ve yağ bulunduğunu, bağımlılık etkisinden kurtulmanın oldukça zor olduğunu belirtti. İşlenmiş gıdaların keyif duygusunu arttırdığı düşünülüp olumsuzluk duygulardan kurtulmak için birçok kişinin bu gıdalara bağımlı olduğuna işaret eden Emel, “Kişi, bu besinleri tüketmediğinde yoksunluk hissedip mutsuz olacağından sürekli işlenmiş gıdaları tüketme arzusu ile olumsuz beslenme davranışı edinmiş oluyor” dedi. 

Çocuklar, doğru beslenme çantası ile okula gönderilmeli

Hazır çorbalar, bulyonlar, dondurulmuş yiyecekler (pizza, çeşitli hamur işleri ve tatlılar), cipsler, tüm fast food besinler, gazlı içecekler, kekler, gofretler, bisküviler, çocuklar arasında da hızla yayılan noodlelar, şekerlemeler ve çikolataların bağımlılık yapıcı özellikleri bulunduğunu bildiren Emel, küçük yaşlardaki çocukları bu ürünlere alıştırmadan bir beslenme düzeni oluşturulması gerektiğini vurguladı. İşlenmiş gıdaların çocuklar üzerinde çok ciddi hastalıklar oluşturduğuna dikkat çeken Emel, şu açıklamayı yaptı:

“Çağın hastalığı olan obezite, çocukluk çağında çok yaygın. Burada obezitenin önlenmesi için aileye çok önemli görevler düşüyor. Bir kere evde rol model olan her zaman anne ve babadır, bunun unutulmaması gerekir. Anne ve baba nasıl bir beslenme sürdürürse çocuk da onu taklit edecektir. Öncelikle çocuğun fastfood ürünlerden kesinlikle uzak tutulması gerekir. Bir çocuk kahvaltısını peynir, süt, yumurta türevleriyle yapmalıdır. Özellikle okula giden çocukların beslenme çantalarına, mutlaka yumurta ve peynir koyulmalı. Fakat benim de çok denk geldiğim oldu, velilerin birçoğu çocuklarına sağlıklı besinler hazırlayıp koymak yerine pastaneden poğaça börek ve meyve suyu alarak çocukları okula gönderiyor. Bu, kesinlikle çocuğun çeşitli hastalıklara hazırlamaktır. Bundan uzak durun.”  

Sorumlusu çocuk değil, aile!

Çocukların küçük yaştan itibaren sebze yemeye alıştırılması gerektiğinin altını çizen Emel, şunları söyledi: 

“Bol bol sebze tüketilmelidir. Her gün ıspanak yesinler demiyorum. Bir evde haftanın 4 günü sebze pişmeli. Ara öğünlerde çikolata, kek yerine kuruyemiş verilmeli. Çocuklara fındık ve cevizin bir şekerden daha faydalı olduğu güzelce anlatılmalı. Günlük meyve tüketimini özellikle C vitamini içeren meyveleri çocuklara vermeli aileler. Portakal, muz yiyen bir insanın cips yiyen bir insandan daha sağlıklı bir zihne ve vücuda sahip olduğu konusunda bilgilendirmeli ve bunları alışkanlık haline getirmeli. Her zaman söylüyoruz çikolata, cips için ağlayan çocuklar değil o çocuğun çantasına yumurta ve peynir koymak yerine peynirli poğaça ve hazır meyve suyu koyan ve çocuklarını bu biçim sağlıksız bir beslenmeye alıştıran aileler, hatalıdır.”  

Dengeli ve sağlıklı beslenmek keyfiyet değil, zorunluluk

İşlenmiş gıdaların yalnızca vücut sağlığı üzerinde değil psikoloji üzerinde de ciddi sorunlar yarattığını belirten, karbonhidrat gereksiniminin karşılanmasında, tahıl, kuru baklagil, taze meyve, sebze ve süt gibi ürünlerin tercih edilmesi gerektiğini vurgulayan Emel, sözlerini şöyle sürdürdü: 

“Yapılan araştırmalar, hazırlanan makaleler var çok kolay ulaşılabilir. İşlenmiş gıda tüketen bireylerde, sağlıklı beslenen bireylere nazaran yüzde 50 daha fazla depresyon riski bulunuyor. Bakın bağımlılık da cabası. Şeker ve şekerli gıdalar tüketildiğinde, vücudumuz daha sık insülin hormonu üretir. Aşırı ve kontrolsüz insülin de kanser, diyabet ve tüm kronik hastaları tetikler. Şeker, çocukların beyinlerinde dalgalanma yaparak beyin fonksiyonunu olumsuz etkiler, bu da çocuklarda odaklanma ve öğrenme güçlüğü yaratır. Dikkat eksikliği ve hiperaktive bozukluk sık görünür. Bu tür gıdalar yine çocukların büyüme hormonlarını da olumsuz etkiliyor, büyüme geriliğine yol açıyor. Bunlar küçümsenecek ihtimaller değil maalesef.

Çocukları protein ağırlıklı kahvaltılarla besleyin, iyi bir kahvaltı, vücudun açlık mekanizmasını dengeler. Bu yüzden yumurta, peynir, süt, ceviz gibi ürünlerin bulunduğu kahvaltı, çocuklar için oldukça önemlidir. Bir yetişkin de bu şekilde beslenmeli. Şöyle söyleyeyim, çocukluktan itibaren, bir insan ömrünün sonuna kadar sağlıklı ve dengeli beslenmelidir. Bu keyfiyet değil, zorunluluktur. Sıkı diyet yapmaktan bahsetmiyorum, proteinin bol olduğu, karbonhidratın minimal derece olduğu sağlıklı bir beslenme düzeninden bahsediyorum.”  

Obezite, çocuklar ve sosyal medya… 

Emel, çocukların yeme alışkanlıklarıyla ilgili sosyal medya üzerinden çeşitli hikâyeler ve videolar paylaşan ailelere şöyle seslendi:  

“Sosyal medyada bir akım başladı, çocuklarının ya da yakınlarının çocuklarının korkunç yeme alışkanlıklarını çekiyor insanlar ve bunları alenen paylaşıyor. 9-18 yaş aralığında, hatta daha küçük çocukların iştahla yediği fastfood ürünleri… Çocuklar bunları yerken video çekiyorlar ve komik ya da güzel bir şeymiş gibi bunu kamuoyu ile paylaşıyorlar. Aşırı obez çocuklar, ellerinde kocaman porsiyonlarla lahmacun, döner, patates kızartması, kebap yerken videoları çekiliyor. Çocuklarınızı sanal dünyada gündem olmak için, izlenme almak için hastalıklara itiyorsunuz. Bu çocuklar bunları yaparken doğru bir şey yaptığını sanıyor. Beslenme alışkanlıklarını etkilediğiniz gibi, o çocuklara yapılan ‘yorumlar’ ile zorbalığa uğramasına neden oluyorsunuz, yapmayın. Yazık küçücük çocuklar sofranın ortasında, sofra adabından bir haber hunharca önlerine getirilen sağlıksız yiyecekleri iştahla yiyor. Bakın obezite, ciddi bir hastalıktır. Küçükken bunun önlemi alınmazsa yetişkinlikte önüne geçilmeyecek sorunlara yol açabilir.”  

Diyet, internet üzerinden değil diyetisyen eşliğinde yapılmalı

Obeziteye meyilli veya obezite olan çocukların mutlaka diyetisyen eşliğinde bir beslenme programına başlatılması gerektiğini vurgulayan Emel, sözlerini şöyle tamamladı: 

“Yetişkin bir birey de küçük bir çocuk da vücudundaki yağ oranının dengelenmesi ve sağlıklı bir şekilde kilo vermesi için mutlaka diyetisyenlerin önerdiği şekilde beslenmeli. Anne-babalar, kendi kafalarına göre çocuğa bir diyet programı veya porsiyonda küçülmeye gitmemeli. Özellikle obezite olan çocukların mutlaka diyetisyen eşliğinde kendi yaşına ve vücuduna uygun bir beslenme programına göre beslenmesi oldukça önemli. Yine sanal medya üzerinden hızla yayılan, ‘3 günde 5 kilo, şok diyet, su diyeti, patates diyeti’ gibi vücuda ve sağlığa zarar verecek sadece su kaybına neden olacak diyetlere katiyen başvurulmamalı.”

Kapak Fotoğrafı: Nico Smit /Unsplash