Türkiye’nin en yüksek yaylası: Samistal

19.04.2019

BESİM GÜÇTENKORKMAZ – Türkiye’nin en ilgi çeken yaylaları Rize’dedir. Ayder Yaylası, bunların en bilinenidir. Çünkü asfalt bir yolu vardır. Çıkmak kolaydır. Hele rahatına düşkün Arap turistler için biçilmiş kaftandır Uzungöl ile birlikte Ayder. Adeta istila altındadırlar.

Samistal Yaylası ise gidilmesi en zor olanıdır. Çamlıhemşin’den arabayla ulaşmak için, Elevit, Trovit, Palovit yaylalarının taş/kaya karışımı bozuk yollarından 6 saat boyunca hoplaya zıplaya araç sürmek gerekir. Giderken birkaç derenin içinden de araba kullanma becerisini gösterme durumunda kalabilirsiniz. Taş/kaya karışımı bozuk yol dışında bir diğer alternatif ise muhteşem görüntüye sahip Palovit Şelalesi’nin yanından geçilerek gidilen orman yoludur. Ama çoğu zaman çamurdan kayganlaşan bu yol, devrilen ağaçlarla kapalıdır. Aslında en güzeli, büyülü bir manzaraya sahip bulutların üzerindeki bu yaylaya yürüyerek ulaşılmasıdır.

Samistal, Rize’nin en yüksek yaylasıdır. Kaçkar Dağı zirvesinin hemen altında 3 bin metrede yer alır. Pokut Yaylası’na çıkanlar, Hazindağ üzerinden Samistal’a yürüyerek geçebilir. Ya da Ayder Yaylası’na çıkanlar, Aşağı Kavrun Yaylası üzerinden Samistal’a 5-6 saatte yürüyerek gelebilir.

Her yıl yüzlerce maceracı, uçsuz bucaksız bir bulut denizi üzerindeki yaylayı görebilmek, güneşin bulutların arkasından batışını fotoğraflayabilmek için Samistal Yaylası’nın yolunu tutar. Çanak şeklindeki bir platoda kurulan bu yaylada kalacak ne bir otel vardır ne de bir pansiyon. Sadece yayla sahiplerinin kullandığı taş evler süsler her yeri. Bulutların üzerindeyken akıllara şu soru takılır: Bu taş evler, yolu bile olmayan bu yaylada acaba nasıl yapılıyor?

PLAKALI HAYVANLAR DİYARI 

Evlerin bazıları yıkılmaya yüz tutmuştur Samistal Yaylası’nda. Onarılması da çok zordur gördüğüm kadarıyla. Katırcı Mustafa ile konuşurken, evlerin nasıl yapıldığının öyküsünü de dinledim bu zor coğrafyada. Mustafa’nın iki katırının sırtına bağlanarak çıkartılırmış bu yayla evlerinin kumu, çimentosu, tahtası. Hayvanları plakalıymış. “Plakalı hayvan” sözünü ilk kez duydum. Öğrendim ki bu katırlar, yaylaların “yasal nakliye araçlarıymış”. Buralarda her hayvanla taşımacılık yapılmasına izin verilmiyormuş.

Herkesin hayvancılıkla geçindiği bu yaylada, evlerin ortasında yer alan dikili taş ise, yıllarca yayla halkının geceleri toplanıp ateş yakarak eğlendiği noktaymış. 2 metreyi aşan dikili taş, eğlence sırasında yakılan ateşle iyice ısınır, eğlence bitiminde yangın çıkmasın diye ateş soğuk suyla söndürülürken, çatlar ve kırılırmış. Koca dikili taşın boyu, kırıla döküle şimdi bir metreye kadar inmiş. Yaz ayları 2 binin üzerinde nüfus olurmuş eskiden yaylada. Şimdi 300 kişiyi bile bulmuyormuş yaylacıların sayısı.

Kış olunca kimse kalamıyor bu yaylada. Yazın günlerce yağan yağmur, kış olduğunda yerini kara bırakınca evlerin üzerindeki kalınlığı 3 metreyi buluyormuş. Çatıların sık sık kardan çökmesi ev sahiplerini, onarımdan bunaltıp canından bezdirmiş.

Bazı yayla sakinleri, doğa şartlarına yenik düşmüş ve hayvancılıktan vazgeçmişler. “Şimdi gençlere zor geliyor buralarda yaşamak” diyorlar. “Gençler rahatına düşkün oldu” diye ekliyorlar. En basiti, hayvanları yaylaya çıkartmak için, baharda 2 günlük bir yolu yürümeleri gerekiyormuş. Çoğu yaylacı bu eziyete katlanmamak için yayla evlerini boş bırakıyormuş.

GÜNDÜZ 30 GECE SIFIR DERECE

Başka zorlukları da var Türkiye’nin en yüksekteki bu yaylasının. Samistal’da elektrik yok. Gece olunca, evler kandil yakılarak aydınlatılıyor. Ve şehirli gençlerin elinden düşürmediği cep telefonları bu yaylada verici olmadığı için çalışmıyor. Telefonla konuşmak için yaylanın arkasındaki bir başka tepeye 2 saat yürümek ve bir taşın üzerine çıkıp “kıpraşmadan” durmak gerekiyor. Hayvanların sütleri bozulmasın diye hemen peynir ve tereyağı haline getiriliyor. Değerli ve nadide otlarla beslenen hayvanların sütü de çok değerli oluyor elbette. Gündüz sıcaklığı 30 dereceye kadar yükselen yaylada, gece oldu mu otomatik klima devreye giriyor, ısı sıfır dereceye kadar düşebiliyor. Temmuz ortasında bile iklim böyle… Bu doğal klima durumu, peynir ve yağın bozulmadan saklanmasını da sağlıyor.

Hayvancılığın revaçta olduğu yaylada hayvan sevgisi hemen göze çarpıyor. Sahipleri, gözü gibi baktıkları ineklerine hep bir isim takmışlar. Nazaboz, Güneboz gibi..

Yayladaki çobanlardan biri olan Hüseyin dede, 97 yaşında olmasına rağmen, hiç yorulmadan hayvanlarının peşinde koşturuyor. Bir diğeri ise 17 yaşındaki lise öğrencisi Emine. Okullar kapanınca Emine de ailesi ile birlikte tutuyor yaylanın yolunu. 50 kiloluk yem çuvallarını sırtında taşırken rastladım Emine’ye. Mutluydu. Hep gülüyordu.

O da istemiyordu bütün yaylaları yukarıdan birbirine bağlayacak Yeşil Yol’un kendi yaylalarından geçmesini. Ama ne çare… Yeşil Yol’un çiziği bir grayderin kepçesiyle Samistal Yaylası’na atılmıştı bir kez… Ayrılırken yayladan, liseli çoban Emine’nin şiveli yanık sesi yankılanıyordu:

Samistal Yaylasinun

Neden Erimez Karı

Ben,Sevdum Alamadum

Sevdumda Alamadum

Böyledur Dünya Halı

Yüksek Dağların Karı

Erimeden Akarmi?

Ben Yürekten Yanmışum

Yüreğimden Yanmışum

Ateş Beni Yakar mı?

Çamlihemşin Deresi

Pazar Hemşin Deresi

Yine Öyle Akar mi?

Akşamdan Doğan Aya

Nazlı Yarum Bakar mi?

Haberin PDF'ini indirmek için tıklayınız.

Haberin linki için tıklayınız.