‘Rahatsız ve mutsuz oluyorlar diye yaşama karışamayacak mıyız?’

20.06.2019

Engelliler ve onlara bakan yakınları, neler yaşıyor, ne hissediyor, toplum engellerinden kurtulabildiler mi? Engelli yakınları sorunlarını 24 Saat’e anlattı. Bir engelli yakının şu sorusu yaşadıkları travmayı özetliyor: “Rahatsız olup, mutsuz oluyorlar diye hayata karışamayacak mıyız?”

ZÜLAL KOÇER / İstanbul – Engelliler ve yakınları neler yaşıyor, hangi sorunlarla karşı karşıya kalıyorlar? Onları en çok yaralayan söz ve davranışlar ne? Hayata hangi oranda karışabiliyorlar? İnsanlar, onlara engel olmamayı ne kadar başarıyor? Bütün bu soruların yanıtını, dizi yazımızı okumadan önce kafanızda aramayı dener misiniz? Peki, şimdi daha fazlasına ne dersiniz? Birilerine bilerek ya da farkında olmadan engel olduğunuzu düşündünüz mü hiç? Ya da engellilerin yaşadığı sorunların, kamuoyunca masaya yatırılıp gündeme getirilerek aşıldığını, çözüldüğünü gördünüz mü? Bir engelli ya da yakını değilseniz bu soruları yanıtlamak güç olabilir.
24 Saat gazetesi, engelli yakınlarının neler yaşadıklarına tanıklık etti, sorunlarını dinledi, çözüm önerilerini aldı.

 
27 yaşındaki hidrosefali hastası, yüzde 94 engelli Derya Aksoy’un babası Metin Aksoy neler yaşadıklarını anlattı

Metin Aksoy, 27 yaşındaki hidrosefali hastası, yüzde 94 engelli Derya Aksoy’un babası. Aksoy, Ordu’da yaşıyor ve aynı zamanda Ordu Engelliler Derneği yöneticisi. Çocuğunun engeline dair karşılaştığı ayrımcılıklar konusunda Aksoy şunları söylüyor:
“Akli dengesi yerinde mi diye sorduklarında ve Allah bir an önce sizi de onu da kurtarsın sözünü duyduğumuzda beynimize kan damlıyor sanki. Bizim çocuğumuz 27 yaşında yüzde 94 ağır engelli ve yatağa mahkûm. Yani biz 26 senedir çocuğumuzun engelinden zerre kadar şikâyetçi değilken bu tür sözler dayanılmaz geliyor. İnsanların çoğu bilinçli değil kesinlikle. Çünkü engellilere merhamet veya sadaka kültürü üzerinden bir bakış açıları mevcut. Oysa yasal ve insani hakları, kişilerin tavırlarına göre değil var olan kurallara göre uygulanmalı.”
Derya’nın ne sıklıkla dışarı çıkabildiğini sorduğumuzda ise “Ordu’da kış aylarında dışarı çıkmak zor oluyor ama yaz aylarında sık sık her türlü fiziki engele rağmen dışarı çıkıyoruz. Tabi ki dışarıdaki mutluluğu yaşamına olumlu etki ediyor. Bizde onun mutluluğundan mutlu oluyoruz” diye konuşuyor.
“Toplumsal ayrımcılık maalesef tüm yasa ve düzenlemelere rağmen mevcut. Bu hastaneden sokaktaki birçok yaşamsal alana kadar uzanabiliyor” diyen Aksoy, toplumdaki engelli algısına ilişkin değerlendirmesini şöyle sürdürüyor:
“Bize en ağır geleni, devletin verdiği bazı yasal hakları kullanmamız veya talep etmemiz nedeniyle diğer kesimlerin bakış açısı. Mesela bakım ücreti diye 2009’dan sonra ödenen bir ücret var. Ya da imkânı olanların araç alımında ÖTV muafiyeti. Bu hakları kullandığınız ya da talep ettiğinizde, engelli yakını veya engelli olmanızın bir avantajmış gibi konuşulması, davranılması üzücü. Bazen bunu düşünmekle kalmayıp ‘Şanslısınız’ bile diyorlar. Oysa engelli ve ailelerinin yaşadıkları ekonomik veya ruhsal o kadar büyük buhranlar var ki kimse bunu bilmiyor, algılamıyor.”
Uzun zamandır işsiz olan Aksoy, Derya ile birlikte iki çocuğu daha olan ve bakımlarından sorumlu bir baba. Derya’nın bir ilacı için aylık 600 lira ödeniyor. Devlet tarafından kendilerine ödenen engelli ve bakıcı maaşını diğer ihtiyaçları misli ile geçiyor.



Burcu İpek, otizmli 14 yaşındaki Baran İpek’in annesi. İstanbul’da yaşıyor ve çocuğuna bakmak zorunda olduğundan herhangi bir işte çalışamıyor. Oğlu Baran’ın öz bakım becerileri olmadığı için bakımını üstlenen Burcu İpek, oğlunun okulu nedeni ile Bakırköy’e taşınmış. İpek de karşılaştığı ayrımcı söylem ve durumlar konusunda şunları aktarıyor:
“Birinin hakkını yiyip hırsızlık falan mı yaptınız? Dini günde mi hamile kaldınız da çocuğunuz böyle oldu gibi soru ve ithamlar inanın çok ağır geliyor bize. İnsanlar kesinlikle duyarlı ya da bilinçli değiller. Bu kadar farkındalık çalışmasına rağmen. Söylemde biraz düzelme var ama ortak yaşam alanlarına dahil olduğumuz an rahatsızlıkları hemen hissediliyor. Görmek, kendi tabirleriyle ‘üzülmek’ (acımak) istemiyorlar.”
“Bu durum bizler için ne ödül ne ceza” diyen İpek, “Ne cennetlik insanlarız, ne günahlarımızın bedeli. Bunun kararını vermesinler lütfen. Rahatsız olup, mutsuz oluyorlar diye hayata karışamayacak mıyız? Birlikte yaşamayı öğrenmek zorundayız. Engelliler için verilen bazı sosyal haklar bize ödül değil, zor olan yaşamımızda, bazı yüklerimizi alabilmek için gerekli olandır” diyor.

 
Cihan Batmaz

Gülender Erdal, Dersim Ovacık’ta anne ve babası ile yaşamının sürdüren Down sendromlu Cihan Batmaz’ın abl
ası Gülender Erdal, kardeşinin engelli nedeniyle yaşadığı ve unutamadığı bir anı şöyle aktarıyor:
“Yıllar önce eve misafirimiz gelmişti. Cihan’ın sofradan kalkmasını isteyerek ‘Misafir yemek yedikten sonra biz beraber yeriz’ demiştim. O da hiçbir şey demeden kalkıp gitti. Arkasından gittiğimde hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Kahroldum. Bunu nasıl yapmıştım? Canımın parçasını üzmüştüm, ben de çok üzülmüştüm.”
İnsanların engellilerle ilgili yeterli duyarlılık ve bilinçte olmadığına değinen Erdal, “Ben bile kardeşimi çok sevmeme rağmen onu üzebiliyorum. Bu da yeterli bilince sahip olmadığımızın göstergesi” diyor.
Erdal, kardeşinin dışarı çıkıp sosyalleşmesini isterken “Acaba dışarı çıkması onu mutlu ediyor mu? Ya acınacak gibi bakılıyor ya da dalga geçiliyor. Sevgi ile bakan çok az olduğu için onun mutlu olduğunu düşünmüyorum” diye bu konudaki kaygısını dile getiriyor.


Berkan Özdemir ve Bahar Erseven

Bahar Erseven, 22 yaşındaki otizmli oğlu Berkan Özdemir ile Antalya’da yaşıyor. Berkan, öz bakımını yapamadığı için annesi 8 yıldır çalışmayıp çocuğuna bakıyor. Erseven, çocuğuyla ilgili karşılaşıp hâlâ unutamadığı ayrımcı söylem ve muamelelerden şöyle söz etti:
“‘Hiç doktora götürmediniz mi?’ diye soruyorlar ben bu soruyu saçma buluyorum. Çocuğuma hep ‘deli’ diyorlar ve bu hiç aklımdan çıkmıyor. Bunu herkesten duymuyoruz ama bir kez duymak yetiyor, üzülüyoruz. Kiracı olduğumuz çok evden kovulduk, çıkarıldık. Çocuğumu görüp psikolojileri bozuluyormuş. Bir seferinde bir eve taşındık. Bir ay geçmeden çıkmamızı istediler. Nedenini sorduğumda, üst katımda oturan kişi, bizi istememiş. ‘11 yıllık kiracım, senin çocuğunu görmüş, psikolojisi bozulmuş, çıkın’ dediler. ‘Delini bağla’, ‘Sizin için ayrı bir yer yapılsın’ gibi çok şey diyenleri duydum…”
Çocuğunun sosyalleşmesini topluma karışmasını önemli olduğuna işaret eden Erseven “Saklamadık çocuğumuzu, utanmadık bunun için, bizim için normal. Hem o mutlu oluyor, hem insanlar alışsınlar buna. Kimse bizimle empati kurmuyor. Oysa herkes bir engelli adayı, bunu unutmasın kimse” diye konuşuyor.
İnsanların kendilerine engel olmadıkları takdirde hayatın daha kolaylaştığını vurgulayan Erseven engelli ebeveyni olmanın ortadan kaldırılabilir dezavantajlarına dair ise şunları söylüyor:
“Herhangi bir sosyal güvencem yok. Ben çocuğuma baktığım için hiçbir yerde çalışmadım, tek gün sigortam yok. Bir anlamda sigortasız bakıcıyız biz. Biraz daha duyarlı olsun insanlar. Bize engel olmasınlar gerisi kolay. Çünkü biz diğer zorlukları aştık.”

Haberin PDF'ini indirmek için tıklayınız.

Haberin linki için tıklayınız.