Lozan’dan önce Paris’te bir gece

24.07.2019

Lozan Barış Antlaşması’nın 96. Yıldönümü…

İsmet Paşa’nın, Lozan Barış Konferansı’nda uygulayacağı taktik, Fransızlarla bir akşam yemeğinde ortaya çıktı. Bu taktik, Türk tezlerini tavizsiz bir biçimde ısrarla savunmak suretiyle “konferansı yıpratmaya” dayanıyordu ve başarıyla sonuçlanacaktı

Safa TEKELİ / ANKARA – TBMM Hükümeti Başdelegesi, Dışişleri Bakanı İsmet (İnönü) Paşa’nın, “Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senedi” olarak da tanımlanan Lozan Barış Antlaşması’nda uygulayacağı taktik, Fransız diplomatlarla Paris’te bir akşam yemeğinde belirmişti. Bu taktik, Türk tezlerini tavizsiz bir biçimde ısrarla savunmak suretiyle “Konferansı yıpratmak” esasına dayanıyordu ve İsmet Paşa’nın güttüğü strateji sayesinde başarı elde edilecekti. İsviçre’nin Lozan kentinde, 20 Kasım 1922’de törenle açılan ve 21 Kasım’da ilk oturumu yapılan Lozan Barış Konferansı’nın, aslında 13 Kasım’da toplanacağı duyurulmuştu. Türk heyeti 11 Kasım’da Lozan’a ulaştığında, konferansın haber verilmeksizin, İngiltere’de seçimler yapılacağı gerekçe gösterilerek bir hafta ertelendiği sürpriziyle karşılaştı. Daha başlangıçta böyle bir sorun çıkarılmasına; İsmet Paşa tepki göstererek, müttefiklere nota verdi ve basın toplantısı düzenleyerek, bu tutumu protesto etti.

Paris’e Gidiliyor: Aynı günün akşamı, İsmet Paşa’yı ziyaret eden Fransız Büyükelçi, Hükümetinin görüşmeler yapmak amacıyla kendisini Paris’e davet ettiğini bildirir. Ertesi gün Paris’te Başbakan Poincaré ile görüşen İsmet Paşa, barış konusunda kararlı olunması, İstanbul’dan ve Boğazlardan çıkılması ve sınırlar gibi konularda olumlu cevaplar alır. Poincaré, Musul konusunda ise İngiltere ile konuşulmasını söyler. Fransa Başbakanı’nın bu olumlu tutumu, kapitülasyonlar söz konusu edilince değişir. İsmet Paşa’nın, ısrarla “Kapitülasyonların kaldırılacağını söyleyeceğiz, bu bizim için çok önemli” sözlerine karşılık Poincaré’nin ağzından, “bunun için barış geri bırakılmaz, bir geçici hâl çaresi buluruz”dan başka söz çıkmaz. Bu görüşmenin akşamı ise 1921’de Fransa ile Ankara Hükümeti arasında yapılan Ankara Antlaşması’nı imzalayan Franklin Bouillon ile Savunma Bakanı Painlevé, İsmet Paşa’yı yemeğe davet ederler. İsmet Paşa, yemekte kaygılıdır ve muhataplarına bunu, “Her konu çözülse, yalnız kapitülasyonlar sorunu askıda kalsa, barış olmayacaktır” diye açıklar ve endişelerinde haklı çıkarsa konferansı kesip Türkiye’ye döneceğini kaydeder.

Konferansı Yıpratın: Fransız bakanlar, İsmet Paşa’yı yatıştırmak isterler. Konferansı kesintiye uğratmak yerine, mutlaka zaman kazanılması önerisinde bulunan Franklin Bouillon ise görüşünü şöyle dile getirir: “Anadolu’yu bilmiyorlar. Yaptığınız işi her yerde olan bir askerî ayaklanma gibi görüyorlar. Türklerin de büyük davalar peşinde, düşüncelerinde ciddi ve samimi oldukları hakkında fikirleri yoktur. Kendinizi mutlaka tanıtmanız gereklidir. Konferansta uğraşa uğraşa, yıprata yıprata bütün bu gerçekleri onlara anlatacaksınız.” İsmet Paşa’nın “nasıl anlayacaklar” sorusu üzerine Franklin Bouillon, “Merak etme, anlarlar” der ve önerisini tekrarlar: “Konferansı yıpratın.” (Usez la Conférance!)



İsmet İnönü’nün Stratejisi Şekilleniyor: Babasının “Hatıralar”ına dayanarak, gözden kaçan bu önemli konuyu aktaran Erdal İnönü, “Fikirler ve Eylemler” adlı kitabında, babasının deneyimleriyle birleşince konferansta işleyeceği taktiğin ortaya çıktığını kaydediyor. Erdal İnönü, bu taktiğin uygulanışını şöyle açıklıyor: “Her sorunu görüşürken haklı isteklerimizi açıklıkla belirtmek, tam anlamında eşitlik aradığımızı her fırsatta dile getirmek, beklentilerimize uygun olmayan hiçbir öneriyi kabul etmeden, müzakereleri uzatacak yollar bulmak. Öte yandan, bu taktiği başarıyla uygulamanın kolay olmadığı, büyük bir irade, soğukkanlılık ve sabır istediği açıktır.”

Konferans İyi Başlamıyor: İsviçre’nin Lozan kentinde, 20 Kasım 1922’de törenle açılan ve 21 Kasım’da ilk oturumu yapılan Lozan Barış Konferansı hiç de iyi başlamamıştı. Müttefikler, daha konferans açılır açılmaz, İstanbul’daki işgal masrafları için 30 milyon altın lira istemeye varan isteklerde bile bulunmuşlardı. Konferansın belli başlı sorunlarını, “Arazi sorunları, Boğazlar, Kapitülasyonlar, Azınlıklar, Düyunu Umumiye, Irak sınırı” oluşturmuştu. Lozan’dan “ilk kötü haber”, İsmet Paşa’nın Musul sorunu konusunda gönderdiği telgraflarla geldi. Konferansta, İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, sorunu erteleme ve Cemiyeti Akvam’a götürme yönünde bir siyasi taktik izliyor; İsmet Paşa, “Musul’un dün, bugün ve yarın Türkiye’nin olduğunu” söylerken, Lord Curzon sorunun “Milletler Cemiyeti”ne havalesini istiyordu. İsmet Paşa’nın telgrafı üzerine TBMM’de, 25 Ocak’ta bir gizli celse yapıldı. Bu toplantıda Başbakan Rauf Bey, görüşmede, İngilizlerin Musul sorununun sonraya bırakılmasını istediklerini, Türk delegasyonunun buna karşı çıktığını, o yüzden hayati bir noktaya gelindiğini belirtti.

Konferans Kesintiye Uğruyor: İtilaf devletleri (İngiltere, Fransa, İtalya) temsilcileri, komisyonlarda biriken ve o zamana kadar çözülemeyen sorunları içeren bir anlaşma projesi hazırlamışlar ve şubat ayı başında bunu baskı altında imza ettirmeye girişmişlerdi. Bu baskı karşısında İsmet Paşa, 4 Şubat 1923’teki toplantıda, konferansın kesilme sorumluluğunu Lord Curzon’a yükleyecek şekilde, “Memleketime gittiğim zaman söyleyeceğim, bütün dünyaya ilan edeceğim. Lord Curzon barış istemiyordu, müzakereleri keser bir sonuca vardırmak için elinden geleni yaptı…” diye konuşacaktı. İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, bu “baskı”yı, Prof. Seha Meray’ın, “Lozan Barış Konferansı, Tutanaklar Belgeler” adlı kitabına, 30 Eylül 1969’da yazdığı “Önsöz”de şöyle anlatacaktı: “Müttefikler, arzu ettikleri muahedeyi (anlaşmayı) bize kabul ettirmek için, yalnız müzakerelerde hukuki çekişmelerle kalmamışlar, Şubat’ta büyük baskı ve gösteri ile, Konferans’ı kesintiye uğratmağa kadar, kararlı olarak gitmişlerdir. Zannediyorlardı ki, bu kadar şiddetli bir baskı karşısında, hallolunamayan meselelerde Türkler boyun eğeceklerdir.” İnönü, bu baskı girişiminin reddedilip, ayrılmanın göze alındığının gösterildiğini belirterek, şöyle davam ediyor: “Daha Ankara’ya gelmeden, daha İsviçre’de iken, ileri vardıklarını ve Türklerin, hayati gördükleri meseleleri her halde elde etmek için, tehlikeleri göze alabileceklerini, şiddete, zora baş eğmeyeceklerini anlamışlardı…” İsmet İnönü, kararlı tutumlarının karşı tarafça anlaşıldığını, Lord Curzon’un İsviçre’den ayrıldığının ertesi günü gördüğünü belirterek, aynı “Önsöz”de, şunları kaydediyor: “Konferansın kesilme yapmadığını, erteleme yapmadığını söylemekle Müttefikler acele ettiler; ve ben, Ankara’ya gelinceye kadar Lord Curzon’dan yolda dostane mesajlar aldım. (…) Onun için Reisicumhurumuza ve Hükümete vaziyeti (…) anlatırken, ‘Sulh ihtimali vardır, bunu elde edebiliriz’ kanaatimi söyleyebiliyordum.”

Lozan’daki barış görüşmeleri 4 Şubat 1923’te kesilince, Türk delegasyonu geri döndü. TBMM’de 1923’ün Mart ayı başlarında yapılan gizli görüşmeler sonucunda, 129 milletvekilinin önergesiyle “Lozan konusunda hükümetin tam yetkili kılınması, güvenoyu verilmesi” istendi. 190 üyenin katıldığı oylamada önerge 170 oyla benimsendi. Konferansın 23 Nisan 1923’te ikinci bölümünün başlamasından sonra da Lozan Barış Antlaşması, 24 Temmuz 1923’te imzalandı.

Haberin PDF'ini indirmek için tıklayınız.

Haberin linki için tıklayınız.