Gazeteci Yıldız Yazıcıoğlu moderatörlüğünde NTV muhabiri Özgür Akbaş ile Salgın Döneminde Sahada Gazeteci Olmak” konulu söyleşi gerçekleşti

2020-04-24 12:53

Gazeteciler Cemiyeti tarafından Avrupa Birliği (AB) desteğiyle yürütülen Demokrasi için Medya, Medya için Demokrasi (M4D) Projesi kapsamında online gerçekleştirilen söyleşilerin bu haftaki konuğu NTV muhabiri Özgür Akbaş oldu. Gazeteci Yıldız Yazıcıoğlu’nun kolaylaştırıcılığını üstlendiği “Salgın Döneminde Sahada Gazeteci Olmak” konulu söyleşide, Covid-19 virüs salgını döneminde Ankara’daki muhabirlerin ve sahadaki basın çalışanlarının deneyimleri konuşuldu.

Gazeteciler Cemiyeti tarafından Avrupa Birliği (AB) desteğiyle yürütülen Demokrasi için Medya, Medya için Demokrasi (M4D) Projesi kapsamında düzenli olarak gerçekleştirilen etkinlikler Covid-19 virüs salgını nedeniyle online ortamda devam ediyor. NTV muhabiri Özgür Akbaş, “Salgın Döneminde Sahada Gazeteci Olmak” konulu söyleşi kapsamında Ankara’daki basın çalışanlarının saha deneyimlerini paylaştı.

Söyleşinin açılış konuşmasını yapan M4D Direktörü Yusuf Kanlı, pandemi döneminde gazetecilerin pek çok tehditle muhatap olma durumunda kaldığını ifade ederek, “Projemiz birinci yılını geride bıraktı. İkinci yılda ilerlerken çok küçük minimal bir virüs olduğu iddia edilse de hepimizi esir alan virüs salgınıyla karşı karşıya kaldık. Bu virüs hepimizi öyle bir esir aldı ki alanda gazetecilik yapmak cesaret isteyen bir konu haline geldi. Elbette tıp alanında görev yapan bütün sağlık çalışanlarına şükran duyuyoruz. Ama gazetecilerin de onların gerisinde durduğunu söylemek mümkün değil. Gazeteciler cesurca bu tehlikeli ortamda görevlerini yapmaya çalışıyor. Pek çok meslektaşımız bu dönemden daha deneyimli çıkacak. Haber takibi yaparken pek çok tehditle muhatap olan meslektaşlarımıza hem Gazeteciler Cemiyeti olarak hem M4D Projesi olarak şükran duyuyoruz. Özel bir dönemden geçtiğimizi ve bu özel dönemin kendine özgü koşulları olduğunu unutmadan hareket etmemiz gerekiyor” dedi.

Gazeteci Yıldız Yazıcıoğlu

Akbaş, “Zor koşullar altında bu süreci yürütüyoruz”
Gazeteci Yıldız Yazıcıoğlu’nun sorularını yanıtlayan Akbaş, haber almanın çok önemli olduğu bu dönemde, başta Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) olmak üzere diğer kurumları izleyen gazetecilerin karşılaştığı sorunları anlattı. 1996 yılından bu yana parlamento muhabirliği ağırlıklı olarak Ankara’daki gelişmeleri yakından izleyen Akbaş, Mart ayından itibaren TBMM başta olmak üzere Korona virüs salgınıyla beraber sahada siyaseti izlemeye ilişkin, “Zor koşullar altında bu süreci yürütüyoruz. Fiziksel olarak güvende kalmak çok önemli. Ayrıca zihinsel sağlığımızı da korumamız gerekiyor. Virüs bir karabasan gibi tüm dünyanın üzerine çökmüş durumda. Son rakamlar ise çok feci. Herkesin yakından takip ettiği üzere dünya genelinde iki milyon 251 bin enfekte olmuş insan ve virüs nedeniyle yaşamını yitiren 154 bini aşkın insan var. Böyle bir süreçte insani açıdan ürpertici bir durum yaşıyoruz. Bizlerin de gazeteci olarak çok önemli bir deneyimin içinden geçtiğini söyleyebilirim. 1996 yılında Sabah Gazetesi’nde stajyer olarak gazeteciliğe başlamıştım. 24 yılı bulan sürecin içindeyim. Daha önce tüm dünyayı esir alan bir salgının yaşanacağını ve benim de gazeteci olarak görev yapacağımı söyleselerdi herhalde inanmazdım. Gazeteci olarak önemli bir sürecin, deneyimin içinden geçiyoruz” dedi.

Salgın döneminde Meclis’te neler yapıldı?
Türkiye’de ilk vakanın görüldüğü 11 Mart tarihinden bu yana TBMM’de alınan önlemleri hatırlatan Akbaş, “Tüm kurumlar gibi Meclis de bu durumdan etkilendi. Öncelikle Meclis’in çalışmalarına ara verdiğini ve tatile girdiğini belirtelim. Ramazan Bayramı’nın ardından Meclis yeniden çalışmalarını sürdürecek. Ancak TBMM’nin açılışının ve Milli Mücadele’nin 100. yılı kapsamında 23 Nisan özel oturumu gerçekleştirilecek. 23 Nisan’da söz liderlerde olacak. İlk vakanın görülmesiyle birlikte kurumlar önlemlerini almaya başlamıştı. Hükümet önlem paketlerini bir bir açıklarken Meclis’te de önlemler alındı. İlk olarak bir dezenfektasyon işlemi yapıldı. Ardından ziyaret yasağı, grup toplantılarının iptali, genel kurulda sosyal mesafe kuralı ile oturma düzeni ve pek çok noktaya dezenfektan malzemeleri yerleştirilerek maske kullanıldı. Bu süreçte Meclis’te infaz düzenlemesi, ekonomik önlemlere ilişkin paketler, Yükseköğretim Kurumu’na ilişkin düzenlemeler peyderpey kabul edildi. Gelişmeler biraz hızlı yaşandı, özellikle infaz düzenlemesi çok önemli bir düzenlemeydi, bu düzenleme kapsamında 90 bine yakın kişinin tahliyesi söz konusuydu. Düzenleme 18 saat komisyonda görüşüldü ama o komisyon sürecini biz çok yaşayamadık. Çünkü korona virüs önemleri nedeniyle biz gazeteciler komisyon salonuna girmek istemedik. Yoğun oturumlar yaşandı ve düzenleme gerçekleştirildi” ifadesini kullandı.
Meclis’teki yoğun mesailerin ardından, AK Parti ve MHP gruplarının ortak hazırladığı infaz düzenlemesine ilişkin kanun teklifinin, TBMM’den geçerek yasalaştığını anımsatarak katılımcıların düzenlemenin gazetecilere ilişkin sorusunu yanıtlayan Akbaş, “Bu üzücü bir durum. Altı yedi aylık bir çalışmaydı bu düzenleme ancak korona virüs salgını nedeniyle hızlandırıldı. Bu konuda siyasi parti temsilcileri bir araya gelerek görüşlerini belirtti. CHP özellikle terör tanımı konusunda taleplerini dile getirmişti. Gazetecilerin haberleri nedeniyle terörle ilişkilendirilip hapse atıldığını dolayısıyla bu düzenlemeden yararlanmaları gerektiğini belirtmişti. Tabi CHP ile birlikte HDP ve İyi Parti’de bu görüşe destek vermişti. Ancak bu AK Parti ve MHP tarafından kabul görmedi, muhalefet direnişe geçti. Cezaevindeki gazeteciler konusunda Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, oldukça dikkat edildiğini belirtmişti fakat cezaevi koşulları hiçbir mahkûm için sağlıklı değil. Bu düzenlemeyle birlikte cezaevlerinin boşaltılmasının risk durumunu da azalttığı söyleniyor” diye konuştu.

“Güvende kalmak için de maske kullanmamız şart”

Korona virüs salgını döneminde gazetecilerin kullandığı dile özen göstermesi gerektiğini söyleyen Akbaş, maske kullanımının televizyon haberciliği yapan gazeteciler için güç olduğunu belirterek, “Özellikle böyle bir dönemde biz gazetecilerin yayınlarını yaparken haber diline daha fazla dikkat etmesi gerekiyor. Panik durumu oluşturacak, sansasyonel olay yaratacak yani felaket tellallığı dediğimiz duruma zemin hazırlamamalıyız. Tüm bunları yaparken de öncelikli olarak gazetecinin kendi güvenliğini sağlaması ardından kamuoyuna doğru bilgiyi aktarması gerekiyor. Güvende kalmak için de maske kullanmamız şart ancak maskeyle yayın yapmak, bir konuyu anlatmak oldukça zor. Sahada işini yaparken virüse yakalanan meslektaşlarımız oldu. Çünkü bizler Meclis’ten bakanlıklara, sokaklardan hastanelere kadar kalabalık tüm ortamlarda bulunuyoruz, dolayısıyla virüsü kapma ihtimalimiz yüksek. Covid-19 virüs salgınının Çin’den başlayarak tüm dünyayı etkisi altına almaya başladığı dönemden bu yana maske kullanımı konusunda sosyal medyada da doğru olmayan bilgiler yer aldı. Unutmamamız gerekiyor ki doğru bilgileri ancak doğru kişilerden alabiliriz. Dünya Sağlık Örgütü, enfekte olan kişilerin maske kullanması gerektiğini belirtiyor, yani kendimizi değil çevremizi korumak için maske takıyoruz. Ancak maskeyi de doğru kullanmak gerekiyor. Bu nedenle bilim insanlarını yayına çıkararak, kamuoyuna doğru bilgi vermeye çalışıyoruz. Sahada çalışan gazeteciler olarak enfekte olma ihtimalimiz var, ayakta atlatma ihtimalimiz de var bu nedenle maske kullanıyoruz. Ayrıca pek çok kurum gibi bizim de bağlı bulunduğumuz kurum dış yayınlarda maske kullanımını zorunlu tutuyor. Hafta sonları uygulanan sokağa çıkma yasağında sokakta hiç kimse olmamasına rağmen maskelerimizle yayın yaptık” sözlerine yer verdi.

“Salgından etkilenen insanlar korunmalı”
Katılımcılar tarafından yöneltilen siyasilerin virüsü kaptığını açıklamaktan çekindiğine ilişkin soruyu, “Uzun zamandır milletvekilleri TBMM Hastanesi’ne test kitinin gelmesini istiyordu, birkaç gün önce test kitleri geldi. Pek çok milletvekili test yaptı, bildiğim kadarıyla pozitif çıkan olmadı. İnsanların virüs kaptığını söylemekten çekinmesini anlayabiliyorum. Çünkü karantina süreci çok korkutucu gelebilir. Virüs bulaşması durumunda evde nasıl bir tedavi yöntemi izleneceği konusunda bilgi alan siyasilerin olduğunu da biliyorum. TBMM Hastanesi’nde kulak burun boğaz bölümünde bir doktorda pozitif vaka çıkmıştı. Doktorun temas ettiği kişiler tespit edildi, listeyi bizde aldık, bu isimler Meclis tarafından tek tek aranarak, 14 günlük karantina sürecine girmeleri konusunda bilgi verildi. Yayına aldığımız pek çok uzmana ben de bu soruları yöneltiyorum. Evde herhangi bir yakınımız virüs kaparsa ne yapmamız gerekiyor? Önce hastaneye gitmek gerekiyor ancak hastaneye gidip karantinaya girmekten korkanlar var. Böyle düşünmemek gerekiyor çünkü hafif semptom gösterenler bir iki günlük hastane sürecinin ardından eve gönderiliyor. Sağlık Bakanlığı bununla ilgili bir uygulama da başlattı. Hastaneden çıkan kişilerin karantina sürecini takip etmek için ‘Hayat Eve Sığar’ isimli bir uygulama da geliştirdi. Salgından etkilenen insanlar korunmalı. Sağlık Bakanlığı panik ortamını artırmadan süreci yönetiyor” sözleriyle yanıtladı.
Türkiye’de medyanın korona virüs salgınını doğru yönettiğini ifade eden Akbaş, “CNN International’ı takip ediyorum bu süreci Amerika’nın yeni yeni kavradığını görüyorum. Oradaki yayının bizim gerimizden geldiğini görüyorum. Ben kendi kurumumu ifade edebilirim, sürekli alanında uzman hocalarımız yayınlara çıkarılıyor ve onlardan bilgi alınıyor. Sosyal medyadaki spekülatif, yanlış bilgilere kulak vermemek gerekiyor. Bizim bilim insanlarımız bu konuda oldukça detaylı bilgiye sahip. Bilim kurulunda görev yapan hocaları ekrana çıkarıyoruz. Bu noktada doğru bir süreç yönettiğimizi düşünüyorum. Bilim insanlarını dinlemek gerekiyor” dedi.
Virüs nedeniyle pek çok kurumun çalışma şeklinin değiştiğini söyleyen Akbaş, “Kurumların çalışma şekli değişti. Dönüşümlü çalışma veya evden çalışma sistemine geçildi.
Televizyon haberciliğinde evden çalışmak oldukça güç. Büroya gitmeden sahada yayın yapmadan haber üretmek çok zor. Yazılı basında çalışan meslektaşlarım evden çıkmadan da işlerini yapabiliyor ancak aynı şey bizim için geçerli değil. Bu nedenle kurumda çalışan diğer meslektaşlarımızla dönüşümlü bir şekilde çalışma planlaması yaparak, işimizi sürdürmeye çalışıyoruz” diye konuştu.
Söyleşinin sonunda katılımcılar tarafından sorulan “Yurttaş haberciliği” kavramına ilişkin görüşünü de dile getiren Akbaş, “Bu kaçınılmaz bir süreç, bunu pek çok ülkede görüyoruz. Özellikle sosyal medyanın yoğun kullanıldığı ülkelerde yurttaş haberciliği kavramını daha çok görüyoruz. Gazetecilik profesyonel bir meslektir, sorumlulukları vardır. Bu noktada tanık olduğu bir olayı cep telefonuyla çekip sosyal medyadan paylaşan kişilerden farklı olarak bizler yayınladığımız her haberin altına imzamızı koyarız. Bunun anlamı yaptığımız haberin sorumluluğunun üstlenmektir. Gazetecinin en büyük sorumluluğu doğru haber vermektir, bunun için de farklı kaynaklardan haberi teyit ettirmesi gerekir. Önce halka sonra gerçeğe karşı sorumluluğumuz var. Yurttaş haberciliği kaçınılmaz bir durum ancak hiçbir zaman bizler gibi tüm yaşamını gazeteciliğe adamış profesyonel gazetecilerle karıştırılmaması gerekilir” dedi.