“Dünya Basın Özgürlüğü Günü Özel Oturumu” başlıklı online etkinlik düzenlendi

2021-05-07 12:52

Gazeteciler Cemiyeti tarafından Avrupa Birliği desteğiyle yürütülen Demokrasi için Medya / Medya için Demokrasi (M4D) Projesi, İzmir Gazeteciler Cemiyeti (İGC) ve Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) işbirliğiyle “Dünya Basın Özgürlüğü Günü Özel Oturumu” başlıklı online etkinlik düzenlendi. M4D Projesi Direktörü Yusuf Kanlı’nın moderatölüğünde gerçekleşen oturumun açılış konuşmalarını Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Misket Dikmen ve Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Başkanı Gökhan Durmuş yaptı. Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor’un onur konuğu olduğu etkinlikte, Avrupa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Paolo Magaganotti de konuşmacı oldu.

Etkinlikte ayrıca, M4D Proje Kıdemli Politika Uzmanı gazeteci Kenan Şener tarafından “M4D Projesi Medya İzleme 2021 Birinci Çeyrek Raporu” sunuldu. Daha sonra, gazeteciler Barış Terkoğlu, Müyesser Yıldız ile Medya ve Hukuk Araştırmaları Derneği Eş Başkanı Avukat Veysel Ok’un konuşmacı olduğu “Türkiye’de Gazetecilikte Hukuki Güvenlik Mümkün Mü?” başlıklı yuvarlak masa toplantısında, moderatörlüğü gazeteci Sedat Bozkurt üstlendi.

 

M4D Proje Direktörü Yusuf Kanlı, basın özgürlüğü tablosunun “kötü” olduğu Türkiye’de, Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nün kutlanamadığını belirterek, Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan genelge ile polislerin görev yaparken görüntülenmesinin ve fotoğraflarının çekilmesinin suç hâline gelmesinin kararlaştırılmasını eleştirdi. Yasalarla tanımlanamayan suç olmayacağını ancak bir genelgeyle bunun mümkün hâle geitrildiğini ifade eden Kanlı, basın ve ifade özgürlüğü açısından zor günlerden geçildiğini kaydederek, “Elimizdeki verilere göre 65 gazeteci hapiste. Sadece bu ay içinde bile çok sayıda arkadaşımızın yargılanması devam ediyor. Nisan ayında 21 ayrı davada 49 gazeteci yargılandı. Zor bir günde toplanıyoruz” dedi.

Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin, Dünya Basın Özgürlüğü Günü’ne iki boyutuyla bakılması gerektiğine işaret ederek, bunun bir yanının gazeteciler için özgürlük, bir yanının ise kamunun haber alma hakkı olduğunu vurguladı.
Bilgin şöyle konuştu:
“Aslında biz gazetecilerin özgürlüğünü savunurken, ülkemizde ve dünyada bunu kendi mesleğimiz için yaptığımız sanılır. Oysa bizim görevimiz, o ülkelerde yaşayan halkların haber alma hakkını savunmaktır. Yani onlara gerçeği göstermektir. Bu gerçeği gösterirken elbette bazı ülkelerde bir sıkıntı olmadan bunu yapabilirken, bizim gibi ülkelerde maalesef halkın aydınlatılması için görev yapanlar çok ciddi sıkıntılarla karşılaşıyorlar. Eğer yakın tarihimize bakarsak, hayatını kaybetmiş olan bir çok gazetecinin geçmişte neler yaşadığını görürüz. Ayrıca bir çok gazetecinin de ömrünü hapislerde geçirdiğini görürüz. En basit örneği, temsil ettiğim kurum olan Gazeteciler Cemiyeti’nin benden önceki beş başkanı, basın özgürlüğü ve insan haklarını savundukları için hayatlarının bir bölümünü hapiste geçirdiler. Bana, ‘Cemiyet başkanı olarak en büyük başarınız nedir?’ diye sorduklarında, ‘Henüz hapiste olmamam’ diyorum.
Biz gazeteciler, halkın haber alma hakkını savunmaktan yılmayacağı, yönetimlerin uyguladığı cezaların, çıkardıkları haksız yönetmeliklerin ve yasaların bizi yıldırmayacağı bir günün kutlaması olarak görüyoruz 3 Mayıs’ı ve inanıyoruz ki her gecenin bir sabahı vardır. Biz de bir gün inşallah medeni ülkelerin yaşadığı bir sabaha uyanacağız. Çünkü Türkiye hem jeopolitik açıdan hem sosyolojik açıdan yaşadığı bölge itibariyle demokrasi açısından da çok uzun yıllar bölge ülkelerine örnek olmuş bir devlettir. Demokrasiyi içselleştirmiş bir yurttaş topluluğudur, Ulu Önder Atatürk’ün bize en büyük armağanı demokrasi ve cumhuriyettir. Bu kolay bir kazanım değildir, onun için yaşadığımız sıkıntılar bizi yıldıramaz, geçtiğimiz yıl da hapishanedeki gazeteciler dışarı çıktıklarında yılmadıklarını ve görevlerini bundan sonra da aynı inançla yapacaklarını söylediler. Biz dışarıdakiler de bu inancı her zaman paylaştık. Yani baskılar bu 3 Mayıs’ta bize baş eğdiremedi, bundan sonra da eğdiremeyecek…”

Dikmen, “Basın ve ifade özgürlüğünün hem Türkiye hem de dünyada tehdit altında”
Bilgin’in ardından söz alan İGC Başkanı Misket Dikmen, demokratik ve çağdaş bir ülkede temel insan haklarının ve özgürlüklerinin vazgeçilmez unsurunun hür ve çok sesli basın olduğuna dikkat çekerek, Türkiye’de ise bundan söz etmenin güç bir hale geldiğini vurguladı. Dikmen, söz konusu raporların, basın ve ifade özgürlüğünün hem Türkiye hem de dünyada tehdit altında olduğunu gösterdiğini ifade etti. 3 Mayıs Basın Özgürlüğü Günü’nde meslek sorunlarının dile getirildiğini kaydeden Dikmen, görülen tablonun Türkiye için utanç verici olduğunu söyledi. Dikmen, “Habercilerin özgür olmadığı, her gün işsiz kalırım endişesiyle yaşadığı bir dönemde biz de sesimizi çıkarmaya ve onlara ses olmaya çalışıyoruz. Meslektaşlarımız baskıya maruz kalıyor, gazetecilerin itibarsızlaştırılması yapılamaz ama ne yazık ki, dünya basın özgürlüğü endeksinde 153. sıradaki yerimizi koruyoruz” diyerek, Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan genelgenin de derhal geri çekilmesi gerektiğini ifade etti.

 

Durmuş, “Son bir yılda gazeteciler 226 yıl 8 ay ve 25 gün hapis cezası aldı”
TGS Başkanı Gökhan Durmuş, TGS’nin “basın belada” isimli bir basın özgürlüğü kampanyası başlattığını ve söylemin, kalemlerini özgürce kullanamayan basın mensupları nedeniyle, okuyucunun da haber alam hakkının engellenmesi anlamını taşıdığını belirtti. Durmuş, yayınladıkları yıllık rapora göre, son bir yılda gazetecilerin 226 yıl 8 ay ve 25 gün hapis cezası aldıklarını, 128 davada 274 gazetecinin yargılandığını ve 101 gazeteciye soruşturma açıldığını söyledi. Ayrıca 44 gazetecinin fiziksel saldırıya uğradığını kaydeden Durmuş, 23 gazetecinin sözlü tehtide maruz kaldığını, 44 gazetecinin gözaltına alındığını, 6 gazetecinin darp edildiğini ifade etti. Raporda 62 haber sitesi ile 1411 haber içeriğine erişim engeli getirildiğini dile getiren Durmuş, RTÜK ve Basın İlan Kurumu’nun da, toplamda 41 yayın kesme cezası ile 212 gün ilan kesme cezası verdiğini belirtti. 322 basın kartının da son bir yılda iptal edildiğini aktaran Durmuş, gazetecilerin sendikasız ve güvencesiz çalışmalarının da basın özgürlüğüne doğrudan etkisinin olduğunun altını çizdi. Durmuş, tüm basın çalışanlarını sendikalı ve güvenceli olmaya davet ederek, “Biz dayanışma içinde olursak korku duvarını yıkabilir ve 3 Mayıs’ları kutlayacağımız günleri inşa etmeye çalışabiliriz” dedi.

Magaganotti, “Basın özgürlüğünün her zamankinden daha çok ihtiyata ve korunmaya ihtiyacı var”
Avrupa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Paolo Magaganotti de, günümüzde medya özgürlüğünün dünyanın her yerinde hiç olmadığı kadar tehdit altında olduğunu vurgulayarak, özgür ve çoğulcu medyanın kaliteli gazetecilik ve demokrasiler için vazgeçilmez olduğunu, insan onuru ve temel hakların ön şartı olarak demokrasinin işleyebilmesi için bilgilendirilmiş vatandaşlara ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.
Bu yılki Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü “Kamunun Bilgilendirilme Hakkı” altında kutladıklarını söyleyen Magaganotti, basın özgürlüğü ve interneti hedef alan dünya çapında çığ gibi büyüyen saldırılara karşı birlikte ses çıkarmak gerektiğini ve internet söz konusu olduğunda, demokrasiyi ve diğer temel değerleri baltayan yanıltıcı bilgilerin farkında olunması gerektiğini dile getirdi.
Türkiye’deki gazetecilerin, otoriter bir rejimin medya ve basın özgürlüğü üzerindeki sıkı denetim teşebbüslerine rağmen görevlerini yaptıklarını hatırlatan Magaganotti, bu nedenle uluslarası demokratik topluluğun sempati ve desteğine sahip olduklarını belirterek, Avrupa Gazeteciler Cemiyeti’nin basın özgürlüğü konusunda ön safhada yer almak istediğini söyledi.

Amor, “Gazeteci haberi yazarken, bunun olası sonuçlarını düşünmesi asıl sorun”
Etkinliğin onur konuğu ve ana konuşmacısı olan Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor, Türkiye’de daha çok yargı kısmına odaklandıklarını belirterek, bilginin özgürce akmadığı bir toplumda, insanların karar vermek adına hangi araçlara sahip olduğunu bilmediklerini vurguladı. Geçmişte AGİT bünyesinde Türkiye’de seçimleri izlemek için görev aldığını belirten Amor, özgür seçim ortamından bahsedilebilmesi ve demokratik sistem için medya özgürlüğünü ön koşul olarak gördüklerini ifade etti.
Türkiye’de insan hakları ve hukukun üstünlüğünün geriye gittiğinin gözlendiğini belirten Amor, darbe teşebbüsünün özgürlükleri kısıtlamak için bir bahane olarak öne sürüldüğünü ve bunun da “Bir siyasi karar olarak Avrupa yolunda ilerlemiyoruz, yeni Türkiye’yi inşa ediyoruz” anlamına geldiğini belirten Amor, Türkiye’nin her türlü eleştiriyi baskılamaya çalıştığını ifade ederek, “Siz medya olarak bu eleştirilerinin seslerisiniz. Her türlü eleştiri, mevcut devlette bir tehdit olarak algılanıyor. Sadece basın değil, doktor, avukat, STK üyesi herkes en küçük bir eleştiride bile baskılanacaklar. Çünkü ancak bu şekilde iktidarı sürdürebilirler” dedi.
Söz konusu baskı biçiminde “Terörle Mücadele Kanunu” gibi araçların kullanıldığını belirten Amor, bu kanunun teöristler yerine basın aleyhine işletilerek, medya mensuplarına terörist suçlaması yapıldığını söyledi. EGM’nin yayınladığı genelgeyi de hukukun üstünlüğüne aykırı olarak değerlendiren Amor, bunu şiddetin kamuoyuna taşınmasını engellemeye yönelik olduğunu söyledi.

Yılın ilk üç ayında 40 gazeteci saldırıya uğradı
Etkinlikte ayrıca, M4D Proje Kıdemli Politika Uzmanı gazeteci Kenan Şener tarafından “M4D Projesi Medya İzleme 2021 Birinci Çeyrek Raporu” sunuldu. Şener, yılın ilk üç ayında 20 gazetecinin siyasiler tarafından hedef gösterildikten sonra saldırıya uğradığını, 20 gazetecinin de sokak eylemlerini takip ederken polis saldırısına maruz kaldığını ve toplamda 40 gazetecinin şiddete uğradığını ifade etti. Şener, raporda tirajlara, reklam gelirlerine ve kamu kaynağı dağıtımına da yer verdiklerini belirterek, şöyle konuştu:
“Türkiye’de gazete tirajları açıklanmıyor, soru önergeleri yanıtlanmıyor, dağıtım şirketleri verileri sınırlı, reklam gelirleri açıklanmıyor, kamu kaynağının şeffaf denetimi yok. Geçtiğimiz yıla oranla hükümet karşısında konumlandığını ifade edebileceğimiz dört gazetenin diğer 15 gazete karşısında yüzde bir puanlık tiraj artışı yakaladığını tespit ettik. Öte yandan Türkiye’de aktif basın kartı sayısı 15 bin 145 civarında. 29 Kasım 2018 ve 3 Ekim 2019 tarihleri arasında basın kartı sayısında bir azalış gözlemledik, bu azalış 2 bin 471 şeklinde oldu. Türkiye’de 2015 ve 2020 yılları arasında toplam 3 bin 981 basın kartı iptal edildi. Cezaevindeki gazeteci sayısında bir azalış görünüyor ancak bu azalış maalesef geleceğe umutla bakmamıza yol açacak bir azalış değil. ÖİB raporlarına göre; Ocak ayında 78 gazeteci cezaevindeydi, Şubat’ta 82, Mart’ta 70, Nisan da ise 65 olarak tespit edildi.”

 

Yıldız, “İddianamemi savcılar değil Milli Savunma Bakanlığı hazırladı”
Gazeteci Sedat Bozkurt moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Türkiye’de Gazetecilikte Hukuki Güvenlik Mümkün Mü” başlıklı oturumda ise gazeteciler Barış Terkoğlu ve Müyesser Yıldız ile avukat Veysel Ok değerlendirmelerde bulundular. Yargılama sürecine ilişkin bilgiler veren gazeteci Müyesser Yıldız, yargılandığı davalar kapsamında hakkında hazırlanan iddianamenin Milli Savunma Bakanlığı tarafından hazırlandığını, hüküm kararının da yine bakanlık tarafından verildiğini belirterek, “Bir genelgeyle gazetecilerin görüntü alması yasaklanıyor. Bu, suç işleyen kamu görevlilerini yani polisleri gizleme çabasıdır. Bu basın özgürlüğü anlamında çok acı bir tablo. Ben yazdığım haberlerden dolayı suçlandım, mahkeme ve savcılar devletin resmi olarak açıklamadığı bilgileri sen yazamazsın dediler, gazeteciliğe bakış açıları buydu. İddianamemi savcılar değil Milli Savunma Bakanlığı hazırladı, hakkımdaki kararı da yine savcılar değil Milli Savunma Bakanlığı verdi. Kısacası yürütme artık yargı görevini de üstlendi. Hukuk devletinden kanun devletine geçmiştik şu anda genelge devletine geçiyoruz. Hukuk güvenliğinden artık vazgeçtim, can güvenliğimiz bile tehdit altında. Basın özgürlüğü yok deniliyor evet bizim için yok, yanlı medya için var. Biz gazetecilik yapmaya çalıştığımızda kendimizi hakim önünde ya da hapishanede buluyoruz. Yazmaktan korkar hale geldik. Medya olarak ayağa kalkmak zorundayız” dedi.

Terkoğlu, “Siyasi iktidarın elinde yargı olduğu sürece yargılanmaya devam edeceğiz”
Gazeteci Barış Terkoğlu da şunları söyledi: “İki ayrı davada gazetecilik yapmadığımızı ileri sürdüler. Birinde 19 ay diğerinde ise dört ay tutuklu yargılandım. Her iki davadan da berat ettim, bir şekilde pardon denildi. Bu benim için bir şey ifade etmiyor. Türkiye’de ister FETÖ dönemi olsun ister iktidar partinin emri altında olsun yargının araçsallaştırıldığını, gazetecilere karşı düşmanca bir eylem aracıymış gibi kullanıldığını biliyoruz. Maalesef yargıyı bir gücün eline verirseniz ve gazetecilere karşı korku, suçluluk beslenerek endişe duyuluyorsa her zaman yargıyı kullanmaya devam edeceklerdir. Gazeteciler adına yargı güvenliği olmadığı sürece o hakimler ve savcılar sizin gazeteci olmadığınızı iddia ederek, yargılamaya devam edeceklerdir. Mahkemelerde mücadele ederek bizi düşman olarak gören hakimlere ve savcılara bile gazeteciliğimizi kabul ettiriyoruz. Siyasi iktidarın elinde yargı olduğu sürece bizde hukuki güvencemiz olmadığı sürece yargılanmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

 

Ok, “Yargı bağımsızlığı sağlanmalıdır”
Basın ve ifade özgürlüğü açısından Türkiye’yi 15 Temmuz darbe girişimi öncesi ve sonrası olmak üzere iki döneme ayıran avukat Veysel Ok, iktidarın üç önemli kırmızı çizgisi olduğunu öne sürerek, bu hassasiyetlere ilişkin görüşünü paylaştı. Ok, yargı bağımsızlığının sağlanması gerektiğini belirterek, “Hükümetle ilgili herhangi bir eleştiride bulunan gazeteciler dahi şu an yargısal tacize maruz kalıyorlar. İktidarın bazı kırmızı çizgileri var; bunlardan ilki yolsuzluk. İktidardaki herhangi bir yolsuzluğu iddia ettiğinizde aynı akşam polisler tarafından alıkonuluyorsunuz. Bir diğer kırmızı çizgi Kürt meselesi. Bu konuda yazı yazan, haber yapan veya yorumda bulunan çoğu gazeteci terör suçlamasıyla yargılanıyor. Üçüncü kırmızı çizgi de Suriye ve Libya yani dış politika. İktidarın yasa dışı örgütlere silah verdiğini haberleştirirseniz, iktidarın zulmüyle karşı karşıya kalıyorsunuz. İktidar, gazetecilerin özellikle bu üç konuda herhangi bir şey yazmasını istemiyor.
Gazetecileri korumak istiyorsak yargının bağımsız ve tarafsızlığını sağlamamız gerekiyor. Şu an Türkiye’de yargıyı Hakimler ve Savcılar Kurulu kontrol ediyor, bu 12 üyenin altısını Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan belirliyor, diğer altı üyeyi de Meclisteki çoğunluk partisi yani yine Erdoğan belirliyor. Bu kurulu siyasi olarak kontrol eden güç ne olursa olsun bütün yargıyı da kontrol etmiş oluyor. İfade ve basın özgürlüğü ile yargı bağımsızlığı iç içe” dedi.